Rüyalar hakkında birkaç soru ve öznel cevaplar

Soru- Rüya nedir?
Cevap- Nesnel duyular dinlemeye çekildikleri zaman oluşan ve belleğimize bağlı olan bir olaydır.
Şu halde, ruhani insan gelecekte yalnız yaşıyordur ya da nesnel hayatın önündedir. Sonuç olarak, önce geleceğini yaşar ve hayatı mükemmelleştirmek için gelen uyarılarla davranışlarını şekillendirir.
Soru- Vasati insan ve rüyası arasında nasıl bir ilişki vardır?
Cevap- Vasati ya da duygulu bir insanın rüyası, nesnel hayatıyla aynı paralelliktedir.
Soru- İnsan, neden rüyalarını doğru yorumlayamaz?
Cevap- Kelimeler, fikirleri açıklamakta yetersiz kalabilir ar. Bu yüzden bazen insanlar olayları betimlemekte başarısızlığa uğrarlar.
Soru- Eğer rüyalar geleceği anlatıyorsa, neden sık sık geçmişle ilgili rüyalar görüyoruz?
Cevap- Bir insan, geçmişteki olayları hayal ettiğinde bu olaylar iyi ya da kötü yöndeki ikazlardır. Ve silinmeyecek bir şekilde nesnel belleğimize damgalanmalardır.
Soru- Şu andaki ortamımız neden sık sık rüyalarımızı etkiler?
Cevap- Çünkü, insanın geleceği şu anda bulunduğu zamandan etkilen­mektedir. Bu yüzden, eğer insan yanlışlarla bugününü zedelerse ya da doğrularla onu iyi hale getirirse, bu o insanın rüyalarını zorunlu olarak etkileyecektir.
Soru- Görünme nedir?
Cevap- Bir vücuda ait beden- sevdiğimiz bir kişi şeklinde görünüp, ilerideki tehlikeleri haber verir. Gelecekte kazanılmış bilgi ile yüklü nesnel bellektir.
Soru- Öznellik zamanla nasıl bir ilişki içerisindedir?
Cevap- Öznellikte, geçmiş ve gelecek yoktur. Sadece yaşanan şu an vardır.
Soru- Neden geçmişinizi anlattığınız gibi geleceğinizi de anlatmıyor­sunuz?
Cevap- Çünkü, başımızdan bir anda bir kaç olay geçebilir ve nesnel belleklerimize bir gölge düşebilir. Uyanık bellekten önce başımızdan geçen­ler, diğer bellekler tarafından da hissedilir ve bu öznel bellekler üzerinde kalıcı bir iz bırakır.
Soru- Uykudaki bir kişi ona görünen bir yüze sahipti. Bu yüzün alın kısmı iyi durumdaydı; fakat aşağı kısımları tahrip olmuştu. Bu olayı açıklanmışınız?
Cevap- Müthiş bir uyku onu zaptetmiştir. İnsanın yüzü, onun gerçek düşüncelerinin ifadesini ve işinin durumunu yansıtıyordu. Düşünceleri, sağlıklı ve güçlüydü ama işi yorucuydu. Bundan dolayı ruhu ve canı benzerlik göstermiyordu. Ruhun ya da ölümlü insanın mükemmel bir can resmini üretmek dünyevi düzenin her atomunu alır.
Uykumuzda, yıldırımların bulutları yardığını görür; gökgürültüsünün bize öfkesini saçtığını duyarız. Biz bunu, bilimadamlarının düşüncenin, sevginin ve nefretin doğal güçlerini açıklayabildiklerinden daha fazla bir şeklide açıklayabilir miyiz?
İskandinav alplerinin ve güzel şehirlerin silueti nedir? Bunlar gözle ilgili kanunlara meydan okumuyorlar mı? Konuşma yeteneğini kazanmadan önce, sesletimin karmaşıklıklarını ve onun arkasındaki güçleri bilmek zorundamıyız? Anlamıyoruz ve yok diye sonsuz belleğe inanışımızı bir kenara bırakıp onun bir parçası olmadığımızı söylemeli miyiz? Sonu olan sayının, sonsuz sayının bir parçası olmadığını söyleyip, anlamıyoruz diye, sayının sonsuzluğuna olan inanışımızdan vaz mı geçmeliyiz?
Sayıların sonsuzluğunun reddedecek bilimadamları ve doğalcılar var mıdır acaba? Her sonu olan sayı, sayının sonsuzluğunun bir parçasadır.

Bundan ötürü, yani, sonu olan ve sonsuz belleklerle ilgilendiğimizden matematikle bir parelellik gösteririz. Bu, sayının sonsuzluğunun prototipin­den, isimlendirmek gerekirse, ruhani rüyaların oluştuğu belleğin sonsuzluğundandır. Öyleyse onlar, rüya belleği üzerindeki gerçeğin yansımasıdır.

yukarı